Başlıklar [Göster]
Sosyal Medya Detoksu
Lipton, “Hayatı Fark Et” çatısı altında #KonuşalımArtık kampanyasıyla, herkesi yüz yüze iletişime, birbirine daha fazla odaklanmaya, daha fazla paylaşımda bulunmaya çağırıyor. Kampanya sosyal medyanın ünlü isimleri tarafından da destek görüyor. Psikolog yazar ve eğitimci Üstün Dökmen’in Ayşe Arman’la yüz yüze iletişime dair yaptığı röportajdan etkilenen fenomenler, “21 Gün Kuralı”ndan yola çıkarak takipçilerine sevdikleriyle yüz yüze, göz göze daha kaliteli zaman geçirme çağrısında bulunuyor.
Lipton, yakın çevremizdeki insanlarla kurduğumuz iletişimin hayatımıza kattığı değere vurgu yaptığı “Konuşalım Artık” kampanyası kapsamında Türkiye’nin 12 ilinde bir araştırma gerçekleştirdi. “Konuşalım Artık Araştırması”na katılanların yüzde 92’si, yüz yüze iletişimi “Daha sahici, kaliteli ve tatmin edici” olarak değerlendirdi. Ancak araştırma şu noktanın da altını bir kez daha çizdi, “İnsanlar artık yeterince sohbet etmiyor!”
Hürriyet yazarı Ayşe Arman, Lipton’un #KonuşalımArtık çağrısını Psikolog yazar ve eğitimci Üstün Dökmen’le konuştu. “Hiçbir iletişim, yüz yüze iletişimin yerini tutmaz” diyen Dökmen, yüz yüze iletişimi artırmak için küçük pratik öneriler verdi. Bu röportaj, sosyal medyada büyük ses getirdi. Sosyal medyanın ünlü isimleri, kampanyaya destek verip takipçilerini 21 günlük sosyal medya detoksuna davet etti…
“Hayatım nasıl değişecek?”
Tanem Sivar: Geçtiğimiz günlerde Ayşe Arman’ın Üstün Dökmen’le yaptığı röportajı okudum ve röportajdan çok etkilendim. Üstün Hoca’nın yüz yüze iletişim hakkında anlattıkları ve 21 günlük sosyal detoksu o günden beri aklımda. Bugün ben de başlayacağım…
21 günlük süre boyunca bu meydan okumaları burada Bozburun’da uygulayacağım. Hayatım nasıl değişecek, sizi de haberdar edeceğim… Siz de denemeye ne dersiniz?
“Hem oğluma hem bana çok iyi geldi”
İmren Gürsoy: Üstün Dökmen’in önerileriyle özellikle artık oğlumla geçirdiğim vakitlerde sosyal medyayı biraz daha kenara bıraktım. Bu hem oğluma hem de bana çok iyi geldi. Bir nevi 21 günlük sosyal medya detoksu!
Tamamen hayatımızdan çıkarmadan, sadece azaltarak birebir ilişkileri kuvvetlendirip, daha çok ana odaklanacağım bir süreç. Neler yapıyorum, neler yapamıyorum ara ara story’lerimden de sizlerle paylaşırım…
“Ana odaklandım”
Simla Can Polat: Üstün Dökmen’in birebir iletişim önerileri bana çok iyi geldi. Özellikle arkadaş sohbetlerimde sosyal medyayı bir kenara attım! Ve ana biraz daha odaklandım. Sizi de bu çok özel önerilerle 21 günlük bir meydan okumaya davet ediyorum.
Ben bu süreçte hayatımda neleri değiştirdiğimi story’lerimden paylaşacağım, takipte kalabilirsiniz.
Olabildiğince telefonları sohbetlerimize almadığımız, daha çok sohbetli bir yaz bizim olsun.
“Çay sohbet ister”
Saadet Algan: Benim nasıl çay tiryakisi olduğumu bilmeyen yoktur sanırım. Çaysız öğünüm geçmez ki geceleri çay demleyip içtiğimde çok olur bilirsiniz. Çay sohbet ister, yanında dost sesi ister her daim. Geçen gün Ayşe Arman ve Üstün Dökmen’in röportajını okuyunca, düşündüm şöyle bir, gerçekten artık “paylaşmak” denince “sosyal medyada paylaşmak” anlaşılıyor, halbuki sohbetin çaylısı, yüz yüzesi makbul.
Üstün Hoca diyor ki; #konusalimartik. Telefonları yemek masasındayken bir köşeye bırakıp, göz teması ile birbirimizi dinleyerek, anlayarak konuşalım. Sofradayken, sosyal medyada değil yemeklere ve sofradaki yakınlarımıza odaklanmalıyız.
Ben de Üstün Hocamı dinledim ve telefonu bir kenara bırakıp 21 gün boyunca önce yoga yaparak sadece zihnimi dinlendirdim, şimdi ise çocuklar ve ailemle telefonu bir köşeye bırakarak tatil yapmak için hazırlanıyorum.
Üstün Dökmen’in İletişim Önerileri:
1. Sofradayken sosyal medyaya değil yemeklere ve sofradaki yakınlarımıza odaklanmalıyız.
2. Ne söylediğimiz kadar nasıl söylediğimiz de önemlidir.
3. Aile için önemli bir konuyu nerede konuşacağımız da önemlidir. Trafikte konuşmak da mümkündür, birlikte yiyip içererek bir sohbet ortamında konuşmak da mümkündür.
4. İzlediğimiz bir filmi, tiyatro oyununu, okuduğumuz bir kitabı arkadaşlarımızla da paylaşabiliriz.
5. İş arkadaşlarımızla e-postayla veya telefonla iletişim kuruyoruz ancak arada bir de olsa içeceğimizi alarak onların yanına gidebiliriz.
6. Sevdiklerimiz için güzel sofralar kurup, güzel anılara ev sahipliği yapabiliriz.
7. Bir arkadaşımıza öfkeli bir mesaj yazdıktan 5-10 dk sonra mesajı tekrar okuyabiliriz.
8. Başkalarına gülümsediğimizde onlar da bize gülümseyecektir.
9. Sohbet ederken karşımızdakinin biraz olsun kendisinden söz etmesine fırsat tanımalıyız.
10. Tek tip beslenmek şüphesiz ki sağlıksızdır. Tek tip iletişim de sağlıksızdır. Soframızı ve iletişim tarzımızı zenginleştirmeliyiz.
İşte Ayşe Arman’ın Üstün Dökmen’le yaptığı röportaj.
Sosyal medyadan geri kalma ama yüz yüze iletişimi de asla aksatma!
Artık hayatımızın gerçeği bu… Hepimiz deli bir tempoyla yaşıyoruz, sürekli oradan oraya kafası kesik tavuk gibi koşturuyoruz, her şeyi birden halletmeye, herkese birden yetişmeye çalışıyoruz…
Gittikçe artan mesafeler, günlük telaşlar, koşturma ve zamansızlık yüzünden farkında olmadan birbirimizle çok az iletişim kuruyoruz.
Ve çok az gerçek paylaşımda bulunuyoruz!
Oysa ki, hayatımıza değer katan anlar; sevdiklerimizle bir araya geldiğimizde ve yüz yüze ilişki kurduğumuz anlarda saklı.
Lipton, “Hayatı Fark Et” çatısı altında, #KonuşalımArtık kampanyasıyla, herkesi yüz yüze iletişime, birbirine daha fazla odaklanmaya, daha fazla paylaşımda bulunmaya çağırıyor.
Sizi bilmem ama ben bu çağrıyı ciddiye aldım ve hep tanışmak istediğim değerli bir büyüğümle tanıştım.
Psikolog yazar ve eğitimci Üstün Dökmen.
İyi bir ikili olduk.
Üstüne üstük Pierre Loti’de buluştuk.
Ohhh hava da şahaneydi, çayları höpürdettik ve koyu bir sohbete daldık…
Hoca, olayları anlatırken, birbirinden eğlenceli anekdotlar aktaran, hınzır zekası olan biri. Hem her şeyi anlaşılır kılıyor hem de sizi güldürüyor…
Derya yani…
Ben onun “Küçük Şeyler” programını da çok seviyordum.
Kitapları da benim için önemli, sonuncusu da; “Büyükler İçin Masallar”.
Üstün Dökmen; İlber Ortaylı, Emre Kongar, Celal Şengör gibi bu ülkenin yetiştirdiği en kıymetli beyinlerden biri.
Akıllı telefonlarla bölünmeyen sohbetimiz, kahkahalar içinde gerçekleşti.
En kısa zamanda, yine İstanbul’un nadide bir tepesinde buluşmak üzere.
Çaylar bu sefer benden!
Hocam, inanılır gibi değil! Gerçekten cep telefonunuz yok mu?
– Hayır, yok!
Nasıl yaşıyorsunuz?
– Cep telefonsuz bir hayat bana fevkalade uygun. Kuşlar gibi özgürüm. Sizinle burada Pierre Loti’de derinlemesine sohbet edebilirim. Anlattıklarınıza kendimi verebilirim. Ama ikide bir, zırt pırt öten bir telefon olsa, tatlı sohbetimiz bölünür. İki kelam edemeyiz şurada. Ama sakın yanlış anlamayın Ayşe Hanım, karşı olduğum cep telefonu ya da teknoloji değil, haşaaaa! Ben sadece yüz yüze iletişimden yanayım. Yüzde 100, yüz yüze ilişki, ilişkilerin kralıdır!
Ne güzel söylediniz de… Ben annemle, kayınvalidemle Hindistan’dan cep telefonu üzerinden görüntülü konuşuyorum, n’aber…
– Tabii, tabii. Faydaları say say bitmez! Kızlarımızla biz de Facetime yapıyoruz, bazen Skype’tan konuşuyoruz, bir de Watson diye bir şey var.
WhatsApp…
– Hah, onunla konuşmak da harika. Ama bunları, eşimin telefonuyla yapıyoruz. Şimdi bakın, bana günde 150 civarı telefon gelir. Benim elimde bir telefon olsa, burada sizinle bu konuşmayı yapamayız. Kapatmam lazım. Eşimle yemek yedik, yürüyüş yapıyoruz, e onunla sohbet etmek istiyorum, yine kapatmam lazım. “E hocam, mesaj atsınlar!” diyorlar. İyi de, ben her gün o 150 mesajı silmekle mi uğraşacağım? Varsın telefonum olmasın. İnsanlar bir şekilde ulaşıyorlar bana. Asistanım var. Şoför arkadaşım var. Buluyorlar beni. Çok hatırlı olanlar, eşime ulaşıyorlar. E tamam işte. Ben de böylelikle sevdiklerime zaman ayırabiliyorum. En önemlisi, yüz yüze ilişki kurabiliyorum!
Oysa etrafımız, cep telefonu elinden alınsa dünyanın sonu gelecekmiş gibi hisseden insanlarla dolu…
– Akıllı telefonlar, sosyal medya bağımlılığı, Instagram, Twitter artık hayatın vazgeçilmezleri oldu. Ama telefonsuz kalmak dünyanın sonu değil. Sonunda ölüm mölüm yok. İşte ben yaşıyorum, gayet güzel telefonsuz yapabiliyorum. Bir de insanlar zannediyor ki sürekli muhabetteler! Oysa bunun adı muhabbet değil, olsa olsa “kısmi muhabbet”! İşin gerçeği, bizde iletişim hep sorunluydu…
Nasıl yani hocam?
– Geleneksel kültür, baskı ve otorite yüzünden iletişim, bir tür olması gerektiği gibi gerçekleşemedi. Aile içi iletişimden söz ediyorum. Tam başlayacaktı, tam konuşacaktık, birbirimize derdimizi anlatacaktık, televizyon çıktı. 70’li yıllarda aile fertleri yan yana dizilip konuşmak yerine, paralel bir şekilde ekrana bakmaya başladı. O zamanlar bu televizyon sevdasını, tıpkı şimdiki akıllı telefonlar gibi abarttık tabii. Bayrak törenine kadar izler olduk. İstiklal Marşı söylenir, biz de karşında hazır ola geçer, öyle yatmaya giderdik. Sonra sonra televizyonu seçici kullanmayı öğrendik. Yine tam aile içi muhabbet başlayacaktı ki, bu sefer hayatımızın orta yerine cep telefonuyla birlikte internet düştü! Olmayan iletişimi önce televizyon süpürdü, sonra internet. Şimdi ise insanlar “Takipçim çok”, “Like’ım çok!” diyorlar. Takipçi ve like çokluğunu iletişim zannediyorlar.
Değil mi?
– İki tür iletişim var bence; biri kafa kafaya, biri kalp kalbe. Mesajlaşmak, mail atmak, Facebook üzerinden yazışmak, ağırlıklı olarak kafa kafaya iletişimdir. Telefonda ise karşılıklı ses duyuyorsun, o hem kafa kafaya hem kalp kalbe iletişim. Çünkü duyduğun ses tonu oynamalarından, duygu alışverişinde bulunabiliyorsun. Yazarken ruh halini gizlemen daha kolay. Ama yüz yüze konuşmak, göz göze gelmek, bütün duyularınla karşındakini hissetmek kalp kalbe iletişim. Ve o daha gerçek ve çok daha değerli. Hiçbir şey de yüz yüze iletişimin yerini tutamaz. O yüzden Lipton’un Türkiye’nin 12 ilinde gerçekleştirdiği “Konuşalım Artık Araştırması”nın sonuçları bence önemli. Araştırmaya katılanların yüzde 92’si, yüz yüze iletişimi “Daha sahici, kaliteli ve tatmin edici” olarak değerlendiriyor. Ve şu konuya dikkat çekiyor: “İnsanlar artık yeterince sohbet etmiyor!” En acıklısı da “paylaşmak” fiilinin anlamını sormuşlar, çoğunluk “sosyal medyada içerik paylaşımı” olarak tanımlamış. Bakar mısınız halimize…
Yüz yüze iletişimi artırmak için küçük pratik öneriler
Yüz yüze iletişimi artırmak için pratik önerileriniz var. Neler onlar?
– Sofraya mı oturduk, telefonlarımızı bir kenara koyacağız, sofradaki yakınlarımıza odaklanacağız! Yemek yerken müzik filan da dinlenme. Hem aşçıya hem besteciye hakarettir!
Peki çocuk geldi, sofraya telefonuyla oturdu. N’apacağız?
– Onu o çocuğu yetiştirirken düşünecektiniz! 8 aylık bebeğin eline telefon, tablet verirseniz, o arada da ağzına mamayı sıkıştırırsanız, sonradan o çocuğa “Niye o telefonu yemek masasına getirdin!” demeye hakkınız olmaz.
Reçete bu kadar mı?
– Olur mu? Ne söylediğimiz kadar, nasıl söylediğimiz de önemli. Çocuğa o telefonu sofraya getirmemesini, ona yapışık yaşamamasını söylemenin de yolu yordamı vardır. Avrupalı çocuk masaya telefonla oturmuyor. Sorunun mu var, banyoda, mutfakta ayak üstü konuşma. Fiskos masasına geçip konuş.
Nedir o?
– Herkesin evinde olması gereken, konuştuğu, dertleştiği, sorunlarını çözdüğü bir yüz yüze iletişim masası. Eskiden her evde olurdu, ufak bir masa, yanında iki sandalye. Bizim okulda mesela kavga çıkıyor. Hoca, çocukları uzlaşma masasına götürüyor. Orada, çocuklar yüz yüze iletişimle sorunlarını hallediyorlar. Sonra soruyorlar: “Hocam niye bizim evde bir uzlaşma masası yok?”
Güzelmiş… Başka madde var mı hocam?
– Diyelim ki bir film izledik, bbir kitap okuduk. Arkadaşlarımızla, yakınlarımızla paylaşalım. Anlatalım. Tartışalım. Sen hangi karaktere daha yakın hissettin? Ben hangisine hissettim? Seni ne üzdü, beni ne üzdü?
Derinleşelim diyorsunuz…
– Evet. Daha doğrusu paylaşalım. Ama sözünü ettiğim sosyal medya paylaşımı değil, yüz yüze paylaşım. Bitmedi! İş arkadaşlarınızla mail yoluyla, telefonla iletişim kuruyorsunuz tamam ama arada sırada içeceğimizi alıp onların odasına gidelim. Beş dakikamızı ayıralım, sohbet edelim. Buzlar erir, yakınlık olur. Bazen mesaj yazacağız, bazen telefonla konuşacağız ama asla yüz yüze iletişimi ihmal etmeyeceğiz. Biz insanız, göz göze gelmeye, dokunulmaya, dokumaya ihtiyacımız var. Dokunulmayan bebeklerin bedenlerinde yaralar çıkıyor, ruhlarında travmalar oluşuyor. “Ben hiç sevilmedim” duygusu beyne yerleşiyor. Çekirdek aile olarak mümkün olan her fırsatta bir araya gelmeye önem vermeliyiz. Bayramlarda bütün aile toplanmalı.
Başka?
– Başkalarına gülümseyin, onlar da sizi gülümser! Çok nemrut bir komşunuz vardır mesela, gülümseyin ona, mecburen o da gülümseyecek. Sevdiklerinize sarılın, çocuklarınızı kucağınıza alın, öpün, bağrınıza basın. Karşınızdaki kişiyi dinleyin, gözlerinin içine bakın.
Bir de anda kalmaktan söz ediyorsunuz…
– Evet, anı doya doya yaşayalım. Birilerini dinlerken gözümüz ufukta, zihnimiz başka olaylarda ve kulağımız dışarıda olmasın. Kalpten kalbe bir ilişki olsun ve o anın hakkını verelim.
Mektup yazmaktan da söz ediyorsunuz…
– Evet. Nasıl tek tip sağlıksızsa, hep protein hep protein olmazsa, tek tip iletişim de sağlıksızdır. Soframızı ve iletişim tarzımızı zenginleştirmeliyiz. Bazen e-posta, mektup. Alman damadım, kızıma mektup yazardı. O zaman dedim ki; “Bu çocuk ciddi”! Eskiden mektup yazılır, mektubun da ucu yakılırdı. “Sana yanığım!” demektir. Böyle romantizm. Şimdi cümlenin sonuna bir gülücük, bir emoji, bitti, gitti… Aynı şey mi?
HADİ KONUŞALIM ARTIK!
Peki yüz yüze iletişimi azaltan unsurlar neler?
– Hızlı hayat temposu, artan sorumluluklar, giderek çekilmez hale gelen şehirleşme, zamansızlık, her şeye birden yetişme telaşı… 10 kişiden 8’i, kendi aile fertleriyle iletişim kurmak için kaliteli zaman ayıramadığını, aynı ortamda çalıştığı insanlarla bile doğru dürüst konuşma fırsatı bulamadıklarını söylüyor. Dert hep aynı: Yüz yüze iletişim yok! Eksik! Ve yüz yüze iletişim yoksunluğu sosyal bağları zayıflatıyor. Haliyle beraberinde “yalnızlık” da geliyor. Bu da sadece bizim değil, tüm dünyanın gündeminde. Toparlarsak, sosyal medya çok etkili bir iletişim aracı. Kimsenin buna itirazı yok. Ama yüz yüze görüşmekle aynı şey değil. Hiç şüphe yok ki, yüz yüze iletişimde çok daha zengin duygu alışverişinde bulunabiliyoruz.
Kaynaklar:
Video: https://bit.ly/2nMhhiw
Ropörtaj: https://bit.ly/2OMN3aI
Kimler neler demiş?